Münâcâtü'ş-Şâkirîn (Şükredenlerin Münacatı) — Arapça Metni, Okunuşu ve Türkçe Anlamı
مُنَاجَاةُ الشَّاكِرِينَ
Ebuzer Helvâcî 6:30 Türkçe altyazılı Münacatlar
YouTube İmam Ali bin Hüseyin Zeynelabidin’den (a.s) nakledilen On Beş Münacat’ın altıncısı olan bu mübarek münacat; kulun Allah'ın sonsuz ihsan ve nimetleri karşısındaki mutlak acziyetini, her şükrün ve hamdin bizzat yeni bir şükrü gerektirdiği hakikatini en zarif tevhid diliyle beyan eder.
Ne zaman okunur? Nimetlerin idrakine varmayı, nefsin nankörlük ve gaflet perdesini yırtıp tevazu ile ilahi dergaha yönelmeyi, rızkın bereketlenmesini ve ilahi lütufların devamını temin eder.
Kaynak: es-Sahîfetü's-Seccâdiyye (İmam Zeynelabidin), Bihâru'l-Envâr (Allâme Meclisî), Mefâtîhu'l-Cenân (Şeyh Abbas Kummî)
Şükredenlerin Münacatı Arapça Metni
إلهِي أَذْهَلَنِي عَنْ إقامَةِ شُكْرِكَ تَتَابُعُ طَوْلِكَ، وَأَعْجَزَنِي عَنْ إحْصاءِ ثَنائِكَ فَيْضُ فَضْلِكَ، وَشَغَلَنِي عَنْ ذِكْرِ مَحامِدِكَ تَرادُفُ عَوائِدِكَ، وَأَعْيانِي عَنْ نَشْرِ عَوارِفِكَ تَوالِي أَيَادِيكَ، وَهذَا مَقامُ مَنِ اعْتَرَفَ بِسُبُوغِ النَّعْماءِ، وَقابَلَها بِالتَّقْصِيرِ، وَشَهِدَ عَلى نَفْسِهِ بِالإهْمالِ وَالتَّضْيِيعِ، وَأَنْتَ الرَّؤُوفُ الرَّحِيمُ الْبَرُّ الْكَرِيمُ، الَّذِي لا يُخَيِّبُ قاصِدِيهِ، وَلا يَطْرُدُ عَنْ فِنائِهِ آمِلِيهِ، بِساحَتِكَ تَحُطُّ رِحالُ الرَّاجِينَ، وَبِعَرْصَتِكَ تَقِفُ آمالُ الْمُسْتَرْفِدِينَ، فَلا تُقابِلْ آمالَنا بِالتَّخْيِيبِ وَالايْئاسِ، وَلا تُلْبِسْنا سِرْبالَ الْقُنُوطِ وَالإِبْلاسِ.
إلهِي تَصاغَرَ عِنْدَ تَعاظُمِ آلائِكَ شُكْرِي، وَتَضَاءَلَ فِي جَنْبِ إكْرَامِكَ إيَّايَ ثَنائِي وَنَشْرِي، جَلَّلَتْنِي نِعَمُكَ مِنْ أَنْوَارِ الإِيْمانِ حُلَلاً، وَضَرَبَتْ عَلَيَّ لَطائِفُ بِرِّكَ مِنَ الْعِزِّ كِلَلاً، وَقَلَّدَتْني مِنَنُكَ قَلائِدَ لا تُحَلُّ، وَطَوَّقَتْني أَطْوَاقَاً لا تُفَلُّ، فَآلاؤُكَ جَمَّةٌ ضَعُفَ لِسانِي عَنْ إحْصائِها، وَنَعْماؤُكَ كَثِيرَةٌ قَصُرَ فَهْمِي عَنْ إدْرَاكِها فَضْلاً عَنِ اسْتِقْصائِها، فَكَيْفَ لِي بِتَحْصِيلِ الشُّكْرِ، وَشُكْرِي إيَّاكَ يَفْتَقِرُ إلى شُكْر، فَكُلَّمَا قُلْتُ لَكَ الْحَمْدُ، وَجَبَ عَلَيَّ لِذلِكَ أَنْ أَقُولَ لَكَ الْحَمْدُ.
إلهِي فَكَما غَذَّيْتَنا بِلُطْفِكَ، وَرَبَّيْتَنا بِصُنْعِكَ، فَتَمِّمْ عَلَيْنَا سَوابِـغَ النِّعَمِ، وَادْفَعْ عَنَّا مَكارِهَ النِّقَمِ، وَآتِنا مِنْ حُظُوظِ الدَّارَيْنِ أَرْفَعَهَا وَأَجَلَّها عَاجِلاً وَآجِلاً، وَلَكَ الْحَمْدُ عَلى حُسْنِ بَلاَئِكَ وَسُبُوغِ نَعْمَائِكَ حَمْدَاً يُوافِقُ رِضاكَ، وَيَمْتَرِي الْعَظِيمَ مِنْ بِرِّكَ وَنَدَاكَ، يَا عَظِيمُ يا كَرِيمُ، بِرَحْمَتِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.
Şükredenlerin Münacatı Okunuşu
İlahî ezhelenî an ikameti şukrike tetâbiu tavlik, ve a'cezenî an ihsâi senâike feyzu fazlik, ve şeğalenî an zikri mehâmidike terâdufu avâidik, ve a'yânî an neşri avârifike tevâlî eyâdîk. Ve hazâ makâmu meni'terefe bi-subûği'n-na'mâi ve kâbelehâ bi't-taksîr, ve şehide alâ nefsihî bi'l-ihmâli ve't-tadyî'. Ve ente'r-Raûfu'r-Rahîmu'l-Berru'l-Kerîm, ellezî lâ yuhayyibu kâsidîh, ve lâ yatrudu an finâihî âmilîh. Bi-sâhetike tehuttu rihâlu'r-râcîn, ve bi-arsetike tekıfu âmâlu'l-mustefridîn, felâ tukâbil âmâlenâ bi't-tahyîbi ve'l-î'âs, ve lâ tulbisnâ sirbâle'l-kunûti ve'l-iblâs.
İlahî tesâğara inde teâzumi âlâike şukrî, ve tedâele fî cenbi ikrâmike iyyâye senâî ve neşrî. Celleletnî niamuke min envâri'l-îmâni hulelâ, ve darabet aleyye letâifu birrike mine'l-izzi kilelâ, ve kalledetnî minenuke kalâide lâ tuhall, ve tavvekatnî etvâkan lâ tufell. Fe-âlâuke cemmetun daufe lisânî ani'hsâihâ, ve na'mâuke kesîretun kasura fehmî an idrâkihâ fazlen ani'stiksâihâ. Fe-keyfe lî bi-tehsîli'ş-şukr, ve şukrî iyyâke yeftekıru ilâ şukr, fe-kullemâ kultu leke'l-hamd, vecebe aleyye li-zâlike en ekûle leke'l-hamd.
İlahî fe-kemâ ğazzeytenâ bi-lutfike ve rabbeytenâ bi-sun'ik, fe-temmim aleynâ sevâbiğa'n-niem, vedfa' ennâ mekârihe'n-nikam, ve âtinâ min huzûzi'd-dâreyni erfeahâ ve ecellehâ âcilen ve âcilâ. Ve leke'l-hamdu alâ husni belâike ve subûği na'mâike hamden yuvâfıku rızâk, ve yemterî'l-azîme min birrike ve nedâk, yâ Azîmu yâ Kerîm, bi-rahmetike yâ Erhame'r-Râhimîn.
Şükredenlerin Münacatı Anlamı
İlahî! İhsanının ardı arkası kesilmeden gelişi, Seni layıkıyla şükretmekten beni gaflete düşürdü (şaşkına çevirdi). Fazl u kereminin coşup taşması, Senin övgülerini sayıp dökmekten beni aciz bıraktı. Lütuflarının peş peşe gelişi, Seni hamd ile zikretmekten beni alıkoydu. İyiliklerinin aralıksız tecelli edişi, Senin ihsanlarını yayıp anlatmaktan beni yordu. İşte bu makam; nimetlerinin bolluğunu ve eksiksizliğini itiraf eden, fakat buna karşılık kusur ve yetersizlik gösteren, ihmalkarlık ve zayi edişine karşı kendi nefsi aleyhine şahitlikte bulunan bir kulun makamıdır. Oysa Sen; Kendisine yönelenleri hayal kırıklığına uğratmayan, dergahına ümitle gelenleri kapısından kovmayan merhametli (Rauf), esirgeyen (Rahim), iyiliği bol (Berr) ve sonsuz kerem sahibi (Kerim) olansın. Ümit bağlayanlar yüklerini ancak Senin sahana indirirler, yardım ve lütuf isteyenlerin arzuları yalnızca Senin kapında durur. Öyleyse bizim de ümitlerimizi boşa çıkarıp bizi mahrum etme; bize ümitsizlik ve çaresizlik elbisesini giydirme.
İlahî! Senin ulu nimetlerinin yanında benim şükrüm pek küçük kalır; bana olan büyük ikramının karşısında Sana sundğum övgü ve senalarım pek cılız düşer. Nimetlerin, imanın nurlarından üzerime öyle elbiseler giydirdi ki her yanımı sardı; iyiliğinin latif tecellileri üzerime izzet ve şereften çadırlar kurdu. İhsanların boynuma asla çözülmeyecek gerdanlıklar taktı, kopmayacak ve parçalanmayacak halkalar doladı. Nimetlerin o kadar çoktur ki dilim onları saymakta zayıf kalır; ihsanların o denli sınırsızdır ki fehmim ve idrakim –onları tamamen kuşatmak bir yana– özünü kavramaktan bile acizdir. Hal böyleyken ben nasıl tam bir şükür yerine getirebilirim? Oysa Sana şükredebilmem bile, bana o şükrü nasip ettiğin için ayrı bir şükrü gerektirir! Ne zaman Sana "Hamdolsun" desem, sırf bu hamdı dilime nasip ettiğin için üzerime yeniden "Hamdolsun" demek farz olur.
İlahî! Bizleri lütfunla beslediğin ve eşsiz sanatınla (şefkatle) büyütüp eğittiğin gibi, üzerimizdeki bol nimetlerini tamamla, bizden intikamının kırıcı ve incitici afetlerini uzaklaştır. Bize dünya ve ahiret nasiplerinin en yücesini ve en aziz olanını, hem şimdiki zamanda (dünyada) hem de gelecekte (ahirette) ihsan eyle. Bizleri tabi tuttuğun o güzel imtihanlar (hayırlı tecelliler) ve üzerimize yağdırdığın eksiksiz nimetler için Sana hamdolsun; öyle bir hamd ki Senin rızana muvafık olsun, Senin o yüce iyiliğini ve cömertliğini bereketiyle üzerimize çeksin. Ey Azîm, ey Kerîm! Rahmetinle muamele eyle, ey merhametlilerin en merhametlisi
Şükredenlerin Münacatı Hangi İsimlerle Bilinir?
Bu dua kaynaklarda ve halk arasında şu adlarla da anılır: Munajat al-Shakirin, Şükredenlerin Münacatı, İmam Seccad 6. Münacat, مناجاة الشاكرين.